“Şiddet Önlenebilir, Sorumluluk Devletindir”
Bugün, 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü. Bu tarih, tesadüfi bir seçim değil; Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Rafael Trujillo‘ya karşı onurlu bir özgürlük mücadelesi veren üç kız kardeşin, yani “Kelebekler” olarak anılan Mirabel Kardeşler’in, vahşice katledilişinin yıl dönümü.
Patria, Minerva ve María Teresa’nın diktatörlüğe karşı yürüttüğü bu cesur direniş, dünyanın dört bir yanındaki kadınlara güç vermiş ve adaletin, eşitliğin, özgürlüğün vazgeçilmez bir simgesi hâline gelmiştir. Onların mirası, diktatörlüğün yıkılmasında önemli rol oynamış ve Birleşmiş Milletler tarafından 1999 yılında bu anlamlı günün ilanıyla küresel bir iradeye dönüşmüştür. Kadına yönelik şiddet, Birleşmiş Milletler ‘in tanımıyla kadınlara sırf kadın oldukları için yöneltilen veya orantısız biçimde onları etkileyen, özel ya da kamusal alanda gerçekleşebilen, kadınların fiziksel, ruhsal, sosyal, cinsel ve ekonomik bütünlüğünü zedeleyen ağır bir insan hakkı ihlalidir. Türkiye’de şiddeti önleyecek tedbirlerin alınmaması sebebiyle, bu durum münferit olaylar silsilesi olmanın ötesine geçerek bir olgu hâlini almıştır; eşitsizlik ve cezasızlık ise buna eşlik eden gerçekliklerdir.
Oysa biliyoruz ki şiddet önlenebilir bir olgudur. Devletin tüm kurumları, yargı organları ve karar vericileri, kadınların yaşam hakkını güvence altına almakla yükümlüdür. Yaşam hakkını korumak, ertelenemez pozitif bir yükümlülüktür. Kadınlara yönelik şiddetle mücadele, yalnızca kadınların değil, tüm toplumun adalet, eşitlik ve demokrasi sınavıdır. Kadına yönelik şiddet, kesinlikle özel alanın değil, kamusal alanın konusudur. 6284 sayılı Kanun’un eksiksiz ve etkin biçimde uygulanması, ulusal ve uluslararası normlarla güvence altına alınmış temel bir kamusal sorumluluktur. Ancak şiddetin ulaştığı bu boyut, yalnızca kamu görevlerinin yerine getirilmemesinin değil, aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının yarattığı koruma boşluğunun da en somut göstergesidir.
- Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, Türkiye’de 2008-2019 yılları arasında 3.185 kadın öldürülmüştür.
• İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından 2021 yılında 280, 2022 yılında ise bu sayı yaklaşık %20 artmasıyla 334 kadın cinayeti işlenmiştir.
• Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun verileri, 2025’in ilk 10 ayında 317 kadının, yalnızca 1 Ekim-31 Ekim 2025 tarihleri arasında ise 27 kadının erkekler tarafından katledildiğini açıklamıştır. - İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporuna göre, 2025 yılının ilk 10 ayında 114 kadın işçi güvencesiz ve ölümcül koşullarda çalıştırıldığı için hayatını kaybetmiştir. En son 8 Kasım 2025 tarihinde Kocaeli Dilovası’ndaki bir parfüm dolum tesisinde meydana gelen patlama ve ardından çıkan yangın sonucunda dördü yetişkin ve ikisi çocuk 6 kadın işçi hayatını kaybetmiştir. Bu facia, göz göre göre gelen, önlenebilir bir katliamdır.
- Kadın cinayetlerinin bu denli artışı, normatif güvencelerin ve önleyici mekanizmaların uygulanmasının ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Görmezden gelinen eşitsizlikler ve kadına yönelik şiddet, küresel çapta da otoriterleşme arttıkça derinleşmektedir. Kadınların yaşam haklarına ilişkin sorumluluklar bugün de hala kâğıt üzerinde kalmaktadır; kadınlar, evde, işte, sokakta ve hatta adliye koridorlarında bile şiddete uğramakta, adalet gecikmekte ya da hiç gelmemektedir.
- Günümüzde, kadınların giyimi, yaşam tarzı ve sanatı ifade etme şekli dahi sürekli olarak denetim ve saldırı konusu yapılmaktadır. İran’da Mahsa Amini, ataerkil tahakküme karşı uluslararası mücadelenin simgesi olurken, ülkemizde de sahne kıyafetleri nedeniyle gözaltına alınan sanatçıların durumu, kadınların bedenine ve kimliğine yönelik müdahalelerin sürdüğünü göstermektedir.
- 2025 yılı, kadınların temel hak ve özgürlüklerinin sistematik biçimde hedef alındığı, eşitsizliğin ve kadın düşmanlığının derinleştiği bir yıl oldu.
- Yargı paketleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın söylemleriyle, kadınların kıyafet, miras hakları ve yaşam tarzları hedef alınırken, özellikle Medeni Kanun’a, nafaka, soyadı ve boşanma süreçlerindeki yasal güvencelere yönelik saldırı hazırlıkları hız kazandı.
- Gündemdeki 12. Yargı Paketi, kadınların boşanma sonrasındaki tek ekonomik güvencesi olan nafaka hakkını sınırlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca, “aile arabuluculuğu” adı altındaki düzenleme, şiddet mağduru kadınları faille masaya oturmaya zorlayarak bir tuzak yaratırken, “hızlı boşanma” vaadi de erkekler lehine bir “boş ol” sistemi getirme riski taşımaktadır.
- Bu yasal girişimler, yaklaşık 100 yıllık bir kazanım olan, laikliğin, eşit yurttaşlığın ve aile içi ilişkilerde kadın lehine asgari güvencenin temeli sayılan Medeni Kanunun ortadan kaldırmasını amaçlamaktadır.
Şiddetle mücadele, yalnızca yasal düzenlemelerle değil; toplumsal zihniyetin değişimiyle, devletin bütüncül, izlenebilir, denetlenebilir ve bütçesi olan politikalar üretmesiyle mümkündür. Engelli kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere tüm kadınların ve kız çocuklarının adalete, korunmaya ve destek mekanizmalarına erişimi güvence altına alınmalıdır; bu, politikaların erişilebilir ve kapsayıcı olmasını gerektirir.
Bizler, Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu olarak, kadınların yaşam hakkına, özgürlüğüne, bedenine ve kimliğine yönelen hiçbir saldırıyı kabul etmiyoruz. Karar alma mekanizmalarında baroların ve kadın örgütlerinin etkin katılımı sağlanmalı, kadınların sesi duyulmalı ve önerileri dikkate alınmalıdır.
Adliyelerde, karakollarda, sahada her an şiddetin tanığıyız. Bir başvurunun zamanında işleme alınması, bir tedbir kararının hızla uygulanması ya da bir delilin özenle toplanması, bir kadının hayatını değiştirebilir ve hatta kurtarabilir. Bu nedenle, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi hayati önem taşımaktadır. Tüm dünyada kadınların direnişi, dayanışması ve mücadelesi karanlığa meydan okumaya devam etmektedir. Kız kardeşlerimizin mücadeleleri, bizim mücadelemizdir.
Eşit ve şiddetten arınmış bir yaşam mümkün ve onu hep birlikte kuracağız! Yaşasın kadın dayanışması! Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu
