Alanya iklimi, coğrafi yapısı, ne ekseniz yetişen verimli toprakları ve turizmiyle yıllardır Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden vatandaşların ve ülkelerin göz bebeği. Genç yaşıma rağmen ülkenin hemen hemen her bölgesinde bulunmuş ve bu bölgelerin bir kısmında yaşam sürmüş biri olarak her seferinde memleketim olan Alanya’ya döndüm. Son dönüşümde memleketimden ayrılmak istemedim ve buraya yerleştim. Alanya’dan uzun süre ayrı kalmış ve pandemi dönemini de Alanya’da geçirmiş biri olarak tekrar sokağa çıkmaya hak kazandığımız zamanlarda gördüklerime inanamadım. Açık konuşmak gerekirse hala inanmak istemiyorum.
Yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı Alanya çocukluğumdan beri Türkiye içerisinden göç alan bir yerdi. Ankara’dan, İstanbul’dan, Mardin’den Alanya’ya taşınıp düzenini burada kuran birçok komşumuz, aile dostumuz, ahbabımız vardı. Yıllar içerisinde Suriye’den gelen sığınmacılar, İran’da mevcut yönetimden kaçanlar, Rusya-Ukrayna savaşından kaçanlar derken Alanya tüm dünyadan göç alan bir ilçe haline geldi.
Alanya insanı sıcak ve misafirperverdir. Herkesi hoş karşıladığımız gibi bu insanların hepsini de hoş karşıladık. Fakat zamanla bu “misafirler” karşısında dezavantajlı duruma düştük. Artan ekonomik kriz ile birlikte Türkler olarak Alanya’da çok ciddi geçim sıkıntısı yaşamaya başladık. Rusya, Ukrayna ve İran’dan gelen yabancıların gayrimenkule yönelmesiyle birlikte ev satış ve kiralama fiyatlarında çok ciddi yükseliş meydana gelmeye başladı. Asgari ücretle geçinen aileler ev kirasını dahi ödeyemeyecek duruma gelip yıllardır yaşadıkları, memleket olarak benimsedikleri Alanya’dan taşınmak durumunda kaldı. Evini geçindiremeyen Türkler canla başla, gece gündüz çalışırken çalıştıkları her yerde hizmet ettikleri güruh yine Türkler değil yabancılardı. Memleketimizin bütün nimetlerinden yararlananlar yabancılarken, yıllardır çalışmaktan bir kere denize ayaklarını dahi sokamamış insanlar tanıyorum. Eminim siz de tanıyorsunuzdur.
Zamanla beklenenden çok farklı bir durum gerçekleşmedi. Taşınan insanlar kendi emlak şirketlerini, restoranlarını, marketlerini, kliniklerini kurdu. Kazandıkları bütün parayı kendi aralarında döndürmeye başladılar ve başlarda ekonomiye sağlamış olduğu katkılar da birden yok oldu. En sonunda öyle bir duruma geldik ki, Türkleri yaşadıkları siteye almadılar, Milli Bayramı’mızda astığımız bayraklardan rahatsız oldular.
Derdim ırkçılık yapmak, kimseyi düşman bellemek değil. Derdim kendi ülkemde, kendi memleketimde dezavantajlı duruma düşmüş olmak. Bu gidişata dur denmediği sürece, yabancılar buradan toprak almaya devam ettiği sürece ne yazık ki bu günlerimizi mumla arar hale geleceğiz. Bu durumda ne yapılacağını söyleyecek kadar hukuki ve bürokratik bir bilgim yok. Sadece herkesin kendi arasında konuştuğu bir konuya kamuoyu önünde dikkat çekmek istedim. Misafirliğin kısası makbuldür, artık herkes evine dönmeli.
Mihriban Deniz Çetinkaya
