Toplum olarak yıllardır tehlikeli bir yanılgının içinde yaşıyoruz: Kıskançlığı sevgiyle, kontrolü ilgiyle, baskıyı sahiplenmeyle karıştırıyoruz. Bir kadın şiddete uğradığında ya da hayatını kaybettiğinde kulaktan kulağa yayılan cümleler neredeyse hiç değişmiyor. “Çok seviyordu”, “Gözü döndü”, “Kıskançlıktan yaptı”… Oysa gerçek çok daha net: Sevgi zarar vermez. Sevgi korkutmaz. Sevgi insanı susturmaz.
Kadına yönelik şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Bu bir süreçtir. Önce küçük müdahalelerle başlar. Giyimine karışılır, arkadaş çevresi daraltılır, ailesiyle arasına mesafe konur. Telefonuna bakılır, hesap sorulur, “benim dediğim olacak” cümlesi sıklaşır. Ve ne yazık ki bu davranışların çoğu romantik ilgi sanılır. Oysa bunlar sevginin değil, kontrol ihtiyacının işaretleridir.

Sevgi Sahiplenmez, Saygı Duyar
Sağlıklı bir ilişkide bireyler birbirinin alanına saygı gösterir. Kimse kimseyi yönetmeye çalışmaz. Sevgi, karşındakinin özgürlüğünü kabul edebilmektir. Onu kaybetme ihtimaliyle baş edebilmektir. Kontrol etmeye çalışmak ise sevgi değil; güç arzusudur.
Bir insan sevdiğini kaybetmekten korkabilir. Bu insani bir duygudur. Ama bu korku tehdit, baskı ve şiddete dönüşüyorsa artık sevgiyle açıklanamaz. Çünkü sevgi rıza ister. Sevgi sınır tanır. Sevgi “gitmek istiyorsan üzülürüm ama saygı duyarım” diyebilmektir. Şiddet ise “gidemezsin” diye dayatmaktır.

Şiddetin Sessiz Başlangıcı
Kadına yönelik şiddetin en tehlikeli tarafı çoğu zaman fiziksel olmadan başlamasıdır. Aşağılama, küçümseme, suçluluk hissettirme, yalnızlaştırma ve sürekli denetleme zamanla normalleşir. Kadın kendini ifade etmekten vazgeçer. “Sorun çıkmasın” diye susar. “Bir şey demesem daha iyi” cümlesi hayatın parçası olur.
Bu sessizlik dışarıdan uyum gibi görünür ama içeride büyük bir yıkım yaratır. Kişi zamanla kendi hislerine güvenemez hale gelir. Sürekli tetikte yaşar. Oysa huzursuzluk, korku ve tedirginlik birer uyarıdır. Beden tehlikeyi çok önceden fark eder.
Şiddet uygulayan kişi ise bu suskunluğu onay olarak algılar. Sınırların kalktığını düşünür. Davranışlarının karşılıksız kaldığını gördükçe doz artar. İşte bu noktada güç dengesi tamamen bozulur ve risk büyür.

Ayrılık Dönemi Neden En Tehlikeli Zaman?
Kadın cinayetlerinin büyük bir kısmı ayrılık sürecinde yaşanır. Çünkü bazı erkekler için kadın bir birey değil, kontrol edilen bir varlıktır. İlişki bittiğinde yaşanan şey sevgi acısından çok güç kaybıdır.
Terk edilmek can yakabilir. Ama bu acı kimseye zarar verme hakkı vermez. Sağlıklı bir insan acısını içine yöneltir, iyileşmeye çalışır. Tehlikeli olan ise acıyı karşısındakine yöneltendir. Yıkılan ego, çoğu zaman şiddet üretir.
Burada sorun sevmenin fazlalığı değil, duyguları yönetememektir. Sahip olma ihtiyacı, kaybetmeye tahammülsüzlük ve kontrol bağımlılığı şiddetin temelinde yatar.

Kıskançlık Romantize Edilmemeli
Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri kıskançlığı sevginin göstergesi gibi sunmamızdır. “Seni kıskanıyorsa seviyordur” anlayışı yıllardır nesilden nesile aktarılıyor. Oysa aşırı kıskançlık çoğu zaman güvensizliğin ve kontrol ihtiyacının ürünüdür.
Sağlıklı bir ilişkide güven vardır. Sürekli hesap sorma yoktur. Kiminle görüştüğünü denetleme, sosyal medya kontrolü, hareket alanını kısıtlama sevgi değildir. Bunlar şiddetin erken sinyalleridir.
Ne kadar erken fark edilirse, o kadar çok hayat kurtarır.

Erkeklere de Bir Çağrı
Bu mesele yalnızca kadınların dayanıklılığıyla çözülemez. Eğer bir erkek öfkesini kontrol edemiyorsa, terk edilmeyi kişisel yıkım yaşıyorsa, karşısındaki insanı “benim” diye tanımlıyorsa burada sevgi değil psikolojik destek ihtiyacı vardır.
Duygular zorlayıcı olabilir ama kimseye zarar verme gerekçesi olamaz. Yardım almak zayıflık değil, sorumluluktur. Çünkü yönetilemeyen öfke sadece ilişkiyi değil, hayatları yok eder.
Gerçek Sevgi Nasıl Hissettirir?
Gerçek sevgi korku üretmez. Sessizlik dayatmaz. İnsan kendini küçültmek zorunda kalmaz. Aksine kişi sevildiği yerde güçlenir, güvende hisseder ve kendisi olabilir.
Eğer bir ilişkide sürekli diken üstündeyseniz, yanlış bir şey söylememek için düşünüyorsanız, davranışlarınızı karşı tarafın tepkisine göre ayarlıyorsanız orada sevgi değil baskı vardır.
Sevgi yaşatır. Şiddet tüketir.
Son Söz
Kadın cinayetleri kader değildir. “Aşk yüzünden oldu” diye açıklanamaz. Öldüren şey sevgi değil; kontrol bağımlılığı, güç hırsı ve çözülmemiş psikolojik sorunlardır.
Toplum olarak dili değiştirmediğimiz sürece bu şiddet normalleşmeye devam eder. Kıskançlığı romantikleştirmeyi, baskıyı sabır diye yüceltmeyi bırakmak zorundayız.
Unutulmaması gereken gerçek şudur:
Seven insan can yakmaz.
Can yakan insan sevmez.
Sevgi öldürmez.
İlişkilerde mesele kimin kimi sevdiği değil, nasıl sevdiğidir. Ve sağlıklı sevgi her zaman özgürlükle yan yana yürür. (Alanya)


