Her 10 Kasım sabahı aynı sessizlik iner bu ülkenin üzerine. Siren sesiyle birlikte hayat bir anlığına durur ya, işte o anda kalbimiz yeniden Atatürk’le atar. Çünkü bu milletin damarlarında sadece kan değil, O’nun bize bıraktığı cesaret, umut ve inat da dolaşır.
Ben her 10 Kasım’da gözlerimi kapattığımda, onu bir resim karesinde değil; bir yolda, bir mücadelede, bir kadının omzundaki yükte görürüm. Fabrikada çalışan işçide, sınavına hazırlanan gençte, sabah dükkanını açan esnafta… Çünkü Atatürk, bir heykelin soğuk taşında değil, hâlâ yaşayan bir fikirde var: “Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Atatürk’ü anmak, sadece bir takvimin tarihini hatırlamak değildir.
Atatürk’ü anlamak; susanların değil, konuşanların yanında durmak… yılmadan, korkmadan doğruları savunmaktır.
Ve evet, bazen en büyük devrim bir kadının kendi ayakları üzerinde dimdik durabilmesidir. Çünkü o da bu ülkenin kurtuluş destanında kadınlara “Cumhuriyet’in yüzü” olma onurunu vermiştir.
Bugün 10 Kasım…
Bir milletin babasını kaybettiği ama fikirlerinden doğan milyonlarca evladın ayağa kalktığı gün.
Siren sesiyle birlikte göğe bakan herkesin yüreğinde aynı soru yankılanır:
“Sen olsaydın, bugün ne derdin bize Paşam?”
Belki de sadece şunu fısıldardı:
“Umudunuzu kaybetmeyin. Benim size bıraktığım en büyük miras, o umudu taşıyan yüreklerinizdir.”
Ve biz, o umudu asla bırakmayacağız.
Çünkü Atatürk ölmedi — o bizde, bu topraklarda, her nefeste yaşıyor.
GÜNDEM
1 gün önceGÜNDEM
2 gün önceSİYASET
2 gün önceGÜNDEM
3 gün önceGÜNDEM
3 gün önceGÜNDEM
4 gün önceGENEL
7 gün önce

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.