Fısıldamaya değil, uykuları kaçıracak olanı haykırmaya geldim. Pencerenin önünden geçen kalabalığı, hızla tüketilen manşetleri ve en acısı da; kelimelerin nasıl bu kadar ucuzladığını… Gazetecilik, sadece bir tanıklık biçimi değildir; aynı zamanda bir hafıza disiplinidir. Ve bazen o hafızayı tazelemek için, sahaya en son giren ama oyunu iyi bilen ismin gelip masaya oturması gerekir. Benim için bu bir “dönüş” hikayesi değil. Zira zihni bu meslekle yoğrulmuş olanlar için gidiş diye bir şey yoktur; sadece derin bir gözlem süreci vardır. Bu süre zarfında gördüm ki; meydan biraz fazla ısınmış, kalemler ise biraz fazla gevşemiş. Hakikatin yerini popülist bir gürültü, sükunetin yerini ise anlamsız bir telaş almış.
Şimdi, o telaşın bittiği yerdeyim.
İdare-i maslahat devri bitmiştir. Gerçeğin keskin kokusunu özleyenler için burası bir sığınak; o gerçekten çekinenler içinse, kabul etmek gerekir ki, biraz “konforsuz” bir durak olacaktır. Dostça bir merhaba demiyorum; çünkü gerçek dost acı söyler ve ben, uzun bir aradan sonra en acı gerçekleri en rafine haliyle söylemeye geldim.
Ya devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe
Yerlerinizi aldıysanız, başlayabiliriz. Zira anlatılacak çok şey birikti.



